Somutu Öğüten Soyut KemikLEŞmeler

İnsanların birbirlerine ulaşabilmeleri, iletişim kurabilmeleri için müthiş hızlı olanaklara sahip bir çağdayız. Devlet başkanlarına, ünlülere, yazarlara ve dostlarımıza ulaşmak bizlere artık parmak uçlarımız kadar yakın. Ancak rahatlatıcı, fayda sağlayıcı bu özellik, yaşamın hemen her kuvveti içinde gizlenen başka bir tehlikeli faktörü de içeriyor.

Aşırı uçlara gidildikçe entropiyi yani çözülmeyi hızlandırıcı, fayda yerine zarar unsurlarını salıveren bir döngünün içine yuvarlanabiliyoruz. Ateşin koruyucu kollayıcı gücünün yanısıra, yakıcı, suyun besleyici hayat verici nesnesinin yanında da, boğucu olduğunu anımsayalım.

İletişimi olanakları açısından;

-mesleki

-öznel

-sosyal

Olarak sınıflandırırsak gücün, lehimize veya aleyhimize nasıl ve hangi şartlardan beslendiğini algılayabiliriz.

Mesleki İletişim: Belirli bir nesnel kalıba sahip olduğu ve öznel yapımız yerine nesnel alanı kapsadığı için bu iletişim olanağı istismara pek açık değildir.

Öznel İletişim: Gerçekte tanıdığımız kişiler için gayet olumluyken, hiç tanımadığımız kişiler için oldukça soyut, yanıltıcı olabilir. İlerleyen satırlarda bunu daha da açacağız.

Sosyal İletişim: Neredeyse büyük ölçüde soyutlayıcı ve aynı oranda da riskli bir olanaklar silsilesi olan bu sosyal olgu işte tam da burada karşımıza çıkıyor.

Gazetelerde köşe yazıları, tv programları ve internet oluşumları (twitter, facebook, instagram vs.). Medya şemsiyesi altında kalan bu etkileşimlerin içinde en yüksek hıza sahip olanı ve elbette öznel alanımıza en fazla yaklaşanı internet iletişimleridir. Kişiliğin karasularına bu denli sokulabilen, açık denizlerden gelerek o suların hiç bilmediğimiz girdaplarına sürüklenirken, somut algımızı bu denli soyut alanlara taşıyabilen bir başka güç yok. Adeta kendimizi Shangri-La’da (James Hilton’un Lost Horizon kitabında anlattığı Himalayalar’da hayali bir mekan) derin derin nefesler alırken, aslında bir bataklığın dibinde boğulmakta olabiliriz.

Bu fenomenin gücü, iletişim içindeki bireylerin birbirlerini gerçek hayatta tanımamalarından beslenir. Şimdi bu canavarı besleyen algısal yanılgıyı ortaya koyabilmek için iletişim biliminin unsurlarına biraz daha yaklaşalım.

İleti (mesaj), gönderici, alıcı, kanal, kod, bağlam, geri bildirim. Tüm bu unsurların açılımları şöyle.

İleti:

Birey açısından ister objektif isterse subjektif olsun, her iletişimin bir mesajı vardır. “Dağımın yılgın yamaçlarında adı henüz konmamış bir çiçeğin tutsağıyım”. Alın size bir mesaj. Elbette bu bizim için tek başına birşey ifade etmiyor çünkü diğer unsurlara ihtiyacımız var.

Gönderici:

Bu mesajı üreten bir bireydir. Toplumsal alanda paylaşılmış bir metni yine nesnel olarak gönderen veya özel iletişim yoluyla doğrudan alıcıya ileten son derece içsel bir anlatıyı paylaşan bireyden bahsediyoruz. Her iki durumda da iletişimin gerçekleşmesi için yine diğer unsurlara ihtiyaç var.

Alıcı:

İşte tam bu noktada soyut alanın somut alana ilk müdehalesi ile karşılaşırız çünkü mesaj artık diğer taraftaki bireye yani alıcıya aktarılmıştır. Tam da bu noktada alıcı yani mesajın muhatabı, kendisinde bu mesajla ilgili bir anlam arayışına girecektir. Çünkü insan duyularını belli anlamlar içine koymaya programlıdır. Anlamını bilemediği veriler onu korkutur. “Doğru veya yanlış olsun ama yine de bir anlamı olsun” mekanizması böyle işler. Ve girdap başlar, çünkü artık mesaj ego dehlizlerinin içinde yanıp sönen meşale ateşlerinde, türlü gölgelere dönüşen idealar şeklindedir.

Neymiş?

Gönderen nereye, kime ne amaçla gönderirse göndersin asıl olan alıcılar açısından anlaşılmak zorunda olan o mesaj ‘alıcı süje’ye ulaştığında başka bir sahaya doğru ivme kazanma eğilimleri taşır. Sözkonusu saha, elbette mesajı gönderenle gerçeklik düzleminde hiç de benzer olmayan alıcının kendine has alanları olabilir.

Kanal:

Konumuzda ikincil gibi görünen ama aslında kullanılan saha açısından bizi burada asıl ilgilendiren kanal, yani internet iletişimidir. Çok hızlıdır, anında farklı mecralara sapmaya, türlü boyutları ışık hızından daha yüksek veya alçak alanlara taşımaya elverişlidir. Fakat bunu bir sonraki unsur olmadan yapamaz.

Kod:

Mesajı iletenin alıcı açısından olmazsa olmazı yani bütünleyicisidir. “Dağımın yılgın yamaçlarında adı henüz konmamış bir çiçeğin tutsağıyım”. Bunu kim söylüyor, kime söylüyor, nasıl söylüyor, renk, biçim, koku, ses, harmoni nasıl? İşte bunlar konumuz olan internet iletişiminde asla bilemeyeceğimiz fenomenlerdir. Çünkü alıcı açısından bu kaynak tamamen sanal yani bilinmeyene yansıtma bir unsurdur. Yukarıda belirtmiştik, peki alıcı bu eksikliklerin yerini nasıl dolduruyordu? Yanıt: Ego dehlizlerinin içinde yanıp sönen meşale ateşinde, türlü gölgelere dönüşen idealar dalgalanmalarıyla…

Elbette ki, bireyin algısında usulca yol almaya başladığı dehlizlerde en belirleyici şart, o anki psikolojik durumdur.

Bağlam:

O anki durum yani alıcı açısından yorumlanan mesaj için bir başka algı tuzağı.

Bu unsur yazının bundan sonraki satırlarında yeterince işleneceğinden, uzatmıyoruz. Artık ‘Geri Bildirim’e geçebiliriz.

Geri Bildirim:

Bu aşamalardan sonra bizim incelediğimiz alan olan internet ortamında geri bildirim, en yavaş işleyen unsurdur diyebiliriz. Mesajı alanın o mesaja yüklediği anlamdır. Bu da bu yazının bundan sonraki satırlarında netleştirmeye çalışacağımız bir girdap, bir kaotik durumdur.

Boşlukların Doldurulması

Yukarıda bir mesajın unsurlarına dikkat edildiğinde, karşılıklı iletişimin dışında kalan bu alanın yani internet iletişiminin, hangi unsurlar açısından yetersiz kaldığını açıklamıştık. Peki yetersiz kalan bu alanlar nasıl doldurulmaktadır?

Öznel duygular bu iş için hazır beklemektedir. Hani şu Descartes, Baruch Spinoza, Gottfried Wilhem Leibniz, George Berkeley, Immanuel Kant ya da Johann Gottlieb Fichte gibi düşünürlerin şiddetle karşı oldukları duygusal algılar.

Anlayanlar anlamayanlara anlatsın !

İşin şakası bir yana, aslında sözü hiç uzatmadan yukarıda anlatılan internet iletişimleri veya sosyal medya unsuru içinde kalan bireysel etkileşimleri, yeterince açıklayabilmek için çok daha somut örneklere ihtiyacımız var. Ne var ki biz burada kaba hatlarıyla da olsa hızla kemikleşen bir yanılgıdan bahsetmekteyiz.

Boşlukların doldurulması işleminin tamamıyla alıcının o anki ruh durumu, mizaç özellikleri ve duygusal yönelimleri, yani egosunun marifetiyle yapıldığı çok net görülmektedir. İşin en vahim tarafı, bireyler bu gerçekle yüzleşmek istemezler. Sanal ağlar içinde yuvarlanıp giden bilinçlerinin en inatçı olduğu yer benliklerinin temel unsuru olan egoları ile doldurdukları sanal gerçeklikler ile asla yüzleşmek istememeleridir. Eh bu durumda kalan sağlar onlara ait olsun…

Bir metnin içinde “kalan sağlar onların olsun” demek kolaydır ancak belirttiğimiz gibi bunun asıl ürkütücü yanı, gerçekle uzaktan yakından uzlaşamayan bu sanal gerçekliğin zamanla kalıcı olması ve kemikleşmesidir.

Soyutun kemikleşmesinin sakıncaları nelerdir?

Kemik katı bir maddedir. Sürtünme ve aşındırma özellikleri vardır. Eğer somut gerçeklikle soyut (sanal) gerçeklik arasındaki sürtüşmeler sanaldan yana kuvvetlenmeye başlarsa, kişilik bozuklukları, yarılmış bilinç ve kronik yansıtmalar kalıcı olmaya başlayacaktır. Bu tür algılarla beslenen öznel bilinçlerin oluşturduğu toplumlarda nasıl bir sosyolojik psikozla karşılaşılacağı ise tamamıyla deneysel tetkikleri de kapsayan bir akademik tezin çalışma konusudur.

Bir çırpıda düşünebileceğimiz en vahim sonuç, soyut öğütücülerin içine atılmış somut kavramların paramparça olacağı ve bunun sonuçlarında da gerçek hayatı yaşamak yerine yedeklediğini sanarak “off” düğmesine hiç çekinmeden basabilen insanlarla karşılaşmaktır. Daha da beteri bu insanlar gittikçe bozulan hayatları, ilişkileri ve sosyopat eğilimlerindeki artışı asla kendilerinden bilmek istemeyecek, hep karşılarında yeni düşmanlar, hatalar ve cezalar arayacaklardır.

Somutu öğüten soyut, kemikLEŞecektir.

Sözcük içinde az önce okuduğunuz birden fazla anlam yani kemik ve leşi barındıran tek gerçek yukarıda belirttiğimiz mesajdı. “Dağımın yılgın yamaçlarında adı henüz konmamış bir çiçeğin tutsağıyım”.

Evet ama ben kimim, hangi dağın yamacındayım, hangi çiçeğin tutsağıyım, bilen var mı?

One comment to Somutu Öğüten Soyut KemikLEŞmeler

  • master of daisies  says:

    Bu konuda bugüne kadar okuduğum en iyi makale.
    Hızla bilincime çıkmış olması da cabası.

    Kaleminize, bilincinize sağlık.

Leave a reply

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

LiveZilla Live Help